BLOG
Sanat, edebiyat, kültür ve tarih üzerine
bir fincan kadar dolu yazılar.
Neden Salıncakta Sallanmayı Severiz? Bilimsel Açıklaması
Salıncakta sallanmak neden bu kadar mutlu eder? Biyolojik, psikolojik ve kültürel nedenleri bilimsel açıklamalarla keşfedin.
Pir Sultan Abdal'ın Şiirleri Neden Yüzyıllardır Unutulmuyor?
Pir Sultan Abdal’ın şiirleri neden yüzyıllardır unutulmuyor? Tarihi Kerbelâ anlatısından toplumsal direnişin sembollerine uzanan bu köklü kültürel mirasın sırrı; şairin bireysel duyguları aşarak toplumun ortak vicdanına ve hafızasına seslenmesinde gizlidir. Geçmişin acılarını bugünün adalet arayışıyla yeniden yorumlayan Pir Sultan Abdal, semboller ve sözlü gelenek aracılığıyla eserlerini donmuş metinler olmaktan çıkarıp, her dönemde tazeliğini koruyan yaşayan birer hafıza mekanizmasına dönüştürmüştür.
Gılgamış'tan Dede Korkut'a: Boğa Neden Binlerce Yıldır Gücün ve Yeniden Doğuşun Sembolü?
Boğa, bugün çoğumuz için güçlü bir hayvandan ibaret olabilir. Oysa binlerce yıl önce yaşayan insanlar için boğa yalnızca bir hayvan değildi. O, gök gürültüsünün sesi, bereketin habercisi, savaşın gücü, yeniden doğuşun işareti ve kahramanlığın en büyük sınavıydı. İnsanlık tarihinin en eski destanlarına bakıldığında boğanın sıradan bir figür olmadığı hemen fark edilir. Gılgamış Destanı'nda, Oğuz Kağan Destanı'nda ve Dede Korkut Hikâyeleri'nde boğa, her defasında farklı bir görev üstlenir. Bazen yaratılışı başlatan kutsal güç olur. Bazen kahramanın karşısına çıkan en büyük engel. Bazen de eski hayatın sona ermesini sağlayan son sınav...
Türk Kültüründe Tavşan Neden Kutsal Sayılırdı?
Türk kültüründe tavşan, yalnızca doğada yaşayan bir hayvan değil; eski inanç sistemlerinde gizem, bereket ve doğaüstü güçlerle ilişkilendirilen önemli bir semboldü. Günümüzde tavşan daha çok sevimliliğiyle tanınsa da, eski Türk toplulukları için onun taşıdığı anlam çok daha derin ve kutsaldı. Şamanist inançlardan halk anlatılarına kadar uzanan bu sembol, Türk mitolojisinde kendine özgü bir yer edinmiştir.
Masallarda Elmanın Gizemli Yolculuğu: Büyülü, Tılsımlı ve Sembolik Anlamı
Türk masallarında elma, doğurganlık ve bereketle de yakından ilişkilidir. Çocuğu olmayan ailelere verilen mucizevi elmalar, yeni bir hayatın başlangıcını temsil eder. Bazı anlatılarda elmayı paylaşan çiftlerin çocuk sahibi olduğu, bazılarında ise kaderi değiştiren olayların bir elmayla başladığı görülür. Aşkın, evliliğin ve aile kurmanın sembolü olarak da sıkça karşımıza çıkan elma, halk anlatılarında umut ve yeniden doğuşun simgesidir.
ERİKSON’UN PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMIYLA DELİ DUMRUL GERÇEKTEN Mİ DELİ?
Bu çalışma, Dede Korkut hikâyelerinden “Deli Dumrul”u “Erik Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı” ışığında incelemektedir. Dumrul’un toplum tarafından “deli” olarak etiketlenmesi; onun bireysel güç arayışı, normlara başkaldırısı ve otoriteyle çatışmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bu “delilik” hali, bir ruhsal bozukluktan ziyade, bireysel dönüşüm sürecinin bir yansıması olarak ele alınmıştır. Erikson’un; kimliğe karşı rol karmaşası”, “yakınlığa karşı yalıtılmışlık” ve “benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk” evreleri üzerinden Dumrul’un kişilik değişimi çalışmada analiz edilmiştir. Dumrul’un ölümle yüzleşmesi, eşinin fedakârlığı karşısında değişmesi ve sonunda tövbe edip olgunlaşması, onun gelişimsel bir eşiği geçtiğini gösterir. Bu bağlamda Dumrul, sadece bir halk anlatısı kahramanı değil; aynı zamanda insanın içsel çatışmalarını ve psikososyal evrimini yansıtan çok katmanlı bir figür olarak değerlendirilmektedir.